ŞİİRİN KENDİ ÖZEL GÜNDEMİ:Utku Özmakas’ın Poetika Sözlüğü

ŞİİRİN KENDİ ÖZEL GÜNDEMİ:
Utku Özmakas’ın Poetika Sözlüğü(*)

                                           “Şiirde her kuşak kendi klişesini yaratır” (U.Ö)
                                                                                                                               

‘80 Kuşağı: İkinci Yeni’nin dile ilişkin “hassasiyet”i ve “gelişkin ilgi”si; dilin bir araçtan çok, amaç olarak ele alınması; özellikle 80’li yıllarda yazılan şiirin ana gövdesi tarafından tamamen yerle bir edilmeye çalışıldı. Türk şiirinin bu dönemde hada çok yaşanan tarihi olaylara bşr yanıt olması, mutlaka öyle söyleyeceksek bir isyan olması beklenirken bunun yerine Türk şiirinde “plastik duyarlılık”ların öne çıktığı bir dönem görüldü (57). Bkz. Haydar Ergülen.

’90 Kuşağı: “Doksan Kuşağı” içerisinde sayılabilecek Ali Hikmet Eren’in, Hakan Arslanbenzer’in, Selim Temo’nun, Devrim Dirlikyapan’ın, Kuvvet Yurdakul’un, Didem Madak’ın, Tuna Kiremitçi’nin, Zafer Ekin Karabay’ın, Murat Menteş’in, Can Bahadır Yüce’nin, Tarkan Çeper’in, İdris Özyol’un, Alper Çeker’in ve Ayhan Kurt’un kuşağının içinde neler yaptıkları, antolojiye neler kattıkları, şimdilerde şiirleriyle nerede durdukları soru konusu olarak önümüzde durmaktadır (52).

2000’ler Kuşağı: “2000 Kuşağı”nda dikkati çeken bir olguyu ortaya koymak istiyorum. “2000 Kuşağı”nda dikkati çeken özelliklerden biri “kadın şair/şair kadın” sayısının artmasıdır (38). Bkz. Kadın Şair/Şair Kadın.

Ada Dergisi
: Trabzon bandıralı olarak yola çıkan Ada dergisi tam anlamıyla toplama bir dergi kimliği göstererek genç, yaşlı, şair, şiir yazıcısı kimi bulursa derginin içine tıkıştırdı. İlk sayısında bir edebiyat öğretmeni olan editör, eski lise öğrencilerinin kötü yazılarını bile dergiye sokarken ikinci sayıda çıkardığı derginin kalınlığı ile takdir toplayacağını sandı. Tam tersine derginin ilkesiz ve poetikasız davranışları ile eleştirilmeliydi. Ada’nın bu hale gelmesinde ilkesiz davrana şair ve yazarlarının da payı vardı. Ada dergisinde Alphan Akgül, Ercan Yılmaz gibi gençliği şüpheli isimler vardı (34). Bkz. Ercan Yılmaz; Mor Taka Dergisi.

Adam Sanat Dergisi: Adam Sanat dergisi, kapanmadan önce Selahattin Yolgiden ve Onur Caymaz gibi yaş bakımından genç; ancak nitelik olarak hiç de genç olmayan isimlerin yanı sıra Efe Murad – Cem Kurtuluş ikilisine de yer vermiştir (31).

Küçük İskender’den sonra ilk ürünlerini Adam Sanat (Temmuz 2005’te kapandı) dergisinde yayımlayan genç şairlerden özellikle bu ikili (Efe Murad, Cem Kurtuluş-sekoya), dergiden ayrık yapıları ile de dergiye farklı bir renk katmışlardır. Bu isimlere bir de Efe Murad’ın müstear adı olan Genco Devrim eklenebilir (29). Bkz. Cem Kurtuluş; Efe Murad, Genco Devrim.

Abdülkadir Budak: Bkz. Can Bahadır Yüce.

Agora Dergisi
: İzmir’de çıkan –şu an kapanmış olan- Agora dergisi gençlerle pek işi olmadığını açıkça belli etmiştir (32).

Ahmet Güntan: Bkz. Parçalı Ham Manifesto.

Ahmet Oktay: Bkz. Hilmi Yavuz; Yol Açıcılık.

Aidiyet Pompalanması: Her dakika “aidiyet” pompalanıyordu. Sıradanlaştırma politikalarının, farkları törpülemenin yanı sıra öznelerin “söz” ile ilişkisi kesinlikli bir yapıya bürünüyordu. Tam bir tümce kurmaktan aciz hale geliyor, devrik tümcelerle konuşmayı tercih ediyorlar ve “falan oldum” diyorlardı. “Aidiyet”in pompalanması aslında ayrışma çalışmasındaki özneleri bir araya getirip sınıflandırmanın, kolayca bir araya getirip çağırmanın yoluydu (19). Bkz. Dilin Melezleşmesi; Gençlerin Kendi Çevrelerine Hapis Olması; Dildeki Özne Kaybı.

Akatalpa Dergisi: Akatalpa’da iyi şirlere rastlamak olanaklı; ancak “genç”e rastlamak olanaksız gibiydi. Oldukça önemli ve mutlaka okunması gereken yazılar yazan Ramis Dara’nın genç şairlere dergide fazlaca yer vermemesi dikkat çekiyor. Elbette günümüz şairlerinin diline yeterli özeni göstermediğinin altını sürekli çizen Dara’nın hedefindekiler gençler de olabilir (35-36).

Akım: Akımların olmayışı Türk şiirinde bir hareketlilik olmadığı, şiirin tıkandığı anlamına gelmez. Akımlar ve tarihsel adlandırmalar, yalnızca bir grubu kolayca çağırmanın yoludur (45). Bkz. Yeni Bütüncü Şiir Deneyişi; Dönemselleştirme.

Akropol Dergisi: Akropol dergisini de “genç”ten uzak dergiler kategorisine yerleştirmemiz gerekiyor (34).

Alaz Dergisi: Alaz ise son kullanım tarihi geçmiş olan şiirsel atılım denemelerinden medet umarak özgün bir düşünsel bagaja sahip olmadığını gösterdi. “Kendilerine ait bir dert”leri olmadığını açık bir biçimde sergilediler (37).

Ali Özgür Özkarcı: Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülünü kazandığında lirik bir şiir yazıyordu. Son dönemde yazdığı şiirleri bu düzlemden oldukça uzak. Şiirinde özellikle tarihsel göndermelere, kişiselleşmiş soyutluklara rastlanabiliyor (…) Kurmaya çalıştığı şiiri için, deneysel araştırmalara yaslanan, başka bir söyleyiş biçimi kurmaya çalışan yeni bir toplumcu gerçekçilik diyebiliriz (119). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Alperen Yeşil: Alperen Yeşil’in Erdişi kitabında şiire rastlamak çok zordur (30). Bkz. Serkan Engin; Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri.

Alphan Akgül
: Bkz. Hilmi Yavuz’un Veliahtları; Ada Dergisi.

Ana Dili Dergisi: Ana Dili dergisi eğitim dergisi kimliğini edebiyat dergisi kimliğine çevirirken gençlere ilgi duydu; ancak bu, sadece yüzeysel bir boyutta kaldı (34).

Arkadaş Z. Özger Ödülü: Arkadaş Z. Özger ödülü son yıllarda Mehmet Atilla, Murat Batmankaya, Ertuğrul Deveci, Nesrin Kültür Kiraz gibi gençlikten ve şiirden uzak pek çok isme verilmiş ve saygınlığını kısmen yitirmiştir (39). Bkz. Ödül Kurumu.

Asistçi: Bkz. Hilmi Yavuz’un Veliahtları.

Atlılar Dergisi: Atlılar dergisi, yaş ortalaması en genç dergilerden birisi olmasının avantajını iyi kullanmıştır. Hakan Aslanbenzer’in sürekli olarak kendini öne çıkarma talebi olmasa Atlılar’ın yayımladığı gençlere daha kolay bir biçimde dikkat çekilebilirdi. (..) Yayımladıkları pek çok şiirin ortalaması yıllardır çıkan dergilere göre çok daha iyidir. Özellikle “Şairim: Esma Toksoy” yazısı bunun iyi bir örneğidir (33). Bkz. Fayrap Dergisi.

Avangardizm: Bkz. Zinhar Dergisi.

Ayberk Erkay: Bkz. Edebiyat ve Eleştiri Dergisi.

Aziz Kemal Hızaroğlu: Bkz. Ücra Dergisi.

Babayla Yatağa Girmek: Bkz. Ödül Kurumu.

Bağlam: Bkz. Deneysel Şiir.

Baki Asiltürk: Bkz. Baki Ayhan T.

Baki Ayhan T.: Baki Ayhan T.’nin dergilerde şiir hareketlerini değerlendirirken kendini de değerlendirmesi oldukça ilginçtir. Çünkü John Lucke’un da dediği gibi “Her şeyi gören göz bir kendini görmez.” Üstelik aynı şairin dergilerde sukut suikastına kurban gittiğini iddia etmesi de daha da şaşırtıcı. Baki Ayhan T. Şiirinin geleneğe eklemlenmek üzere kurduğu için kimi şiirlerinde eskitme deneyimine girse de (..) bu deneyimler metinlerarası göndermeler ve çatışmalar düzeyinde kalmıştır. Bkz. Fırtınaya Hazırlık; Soylu Yenilikçi Şiir.

Baranesmer: Bkz. Barış Özgür; Ücra Dergisi.

Barış Özgür: Bkz. Ücra Dergisi.

B(aşk)a Dergisi: B(aşk)a dergisi (11. sayısı itibarıyla kapandı.) gençlere yer vermiştir; ancakl yayımlanan şiirlerin büyük bir çoğunluğunun düzeyi oldukça kötüdür (36).

Bayrağı Devralmak: Bkz. HilmiYavuz’un Veliahtları.

Ben Google Değilim: Bkz. Mehmet Öztek.

Biçim Tutsaklığı: Bkz. Soylu Yenilikçi Şiir.

Bir Araya Gelmeme Talebi: Bkz. Bireyselleşme.

Bireysellik: Çağımız “genç şiir”inin neliğini ortaya koymaya çalışırken (..) belli bir yaş grubundan söz ediyoruz; ancak bu kuşağın -80 şiiri ile başlayan bir çaba olarak- özellikle bir araya gelmeme talebi dikkate alınmalıdır ve buna göre değerlendirilmelidirler (..). Çağımız şiiri giderek bireyselleşmektedir (45). Bkz. ’80 Kuşağı; 2000’ler Kuşağı.

Bu eğilimin altında şairin kendini öne çıkarmak ya da “kuşak” kavramı altında ezilerek şiirinin bireysel özelliklerinin silinip gitmesini istememek yatıyor olabilir. Bu bireyselleşme ise şiirimizde akımların görülmeyişi ile eşzamanlı olarak ortaya çıkan “şiir tıkandı” türünden fetvaların sonucu değil nedeni gibi görünmektedir (45-46).

Biri Bizi Gözetliyor (BBG): Bkz. Gençlerin Kendi Çevrelerine Hapis Olması.

Bloglar: Bkz. Şiir ve Çağımızın Teknik Olanakları; Mikro İktidarlar.

Budala Dergisi: Budala dergisi yaptığı (kimisi sınavı andıran) soruşturma ve söyleşilerle genç şairin nabzını tutmaya çalıştı (36).

Buluşa Dayandırılan Şiir: Türk şiirinde özellikle son döneminde ortaya çıkan önemli bir sorun, şairlerin büyük çoğunluğunun şiirlerini yalnızca buluşa dayandırması. Şiirin içindeki tek bir imge, buluş ya da öğeye güvenme, şiirimiz adına önemli bir tehlikeye işaret ediyor. Şiirde bütünlük kurmanın önemi kaybolmuş gibi görünüyor (50).

Can Bahadır Yüce: Şiire çok erken yaşta başlayan, 18 yaşındayken (1999) Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü kazanan ve Abdülkadir Budak’ın görünce “kravatını düzeltmeyi düşündüğü” Can Bahadır Yüce’nin özellikle son yıllardaki şiir verimindeki düşüşü bile Yavuz’un şiiri ile kendisini takip eden gençlerin önünü nasıl tıkadığının en açık örneklerinden biridir (21). Bkz. Hilmi Yavuz; Hilmi Yavuz’un Veliahtları.

Cem Kurtuluş: Cem Kurtuluş ise Efe Murad’a göre daha geride bir görünüm sergilemiş ve aslında çok başka bir alanın şairi olduğunu kimi şiirlerinde belli etmiştir. Kurtuluş’un lirik şiirleri madde şiirlerinden çok daha başarılıdır. Bkz. Madde Şiir Manifestosu, Gıcır Kağıt; Efe Murad; Adam Sanat Dergisi.

Cemal Süreya Ödülü: Cemal Süreya Ödülü’nün yeniden verilmeye başlamış olması nedeniyle elimizde henüz tartışacak yeterli veri yoktur (40). Bkz. Ödül Kurumu.

Çağdaş Türk Dili Dergisi: Çağdaş Türk Dili Dergisi genç isimleri barındırmayı bir kenara bırakalım, şiiri bile seçmekte zorlanmıştır (33).

Çağının Sorumluluğu: Çağının tanığı olmakla çağının sorumluluğu altına girmek arasındaki ayrımı gözden kaçırmamak gerekir (47).

Çağrı Tonu: Bkz. Parçalı Ham Manifesto.

Çarpıcı Deyişler: Bkz. Haydar Ergülen.

Çevresizleştirilmek: “Çevre”sizleştirilmiş, çağın iletişim olanaklarının “şiddet”ine maruz kalmış bu kuşağın dil ile ilişkisinin “travmatik” olduğu belirtilmelidir. Çünkü sözlü kültürün günümüzdeki imajlaşma eğilimi, algı biçimlerinin zorunlulukla değişmesini getiriyor (19).

Damar Dergisi: Damar dergisi ise ideolojik çizgisine uygun şiirleri, nitelikli şiirin önünde tuttuğu için “genç”liğin ve “öğretici olama”nın, kendileri için pek bir anlamı olmadığını ortaya koydu (35).

Deneysel Şiir: Kanımca “İkinci Yeni”den sonra Türk şiirinde ciddi bir hareketlenme olmayışının da etkisiyle hem “İkinci Yeni”den farklılaşarak ayrışmak ancak ondan aldığı değişmez çekirdeği de korumak isteyen deneysel şiir, söz konusu “majör iktidarlar”ın çekilişi ile açılan boşluğa oturmayı başardı. “İkinci Yeni”nin etkisini taşıyan hatta bağlama verdikleri önem açısından “İkinci Yeni” şairlerinin ilk ciddi mirasçısı sayılabilecek bu şairler söz konusu kopuşu yaratmayı deniyorlar. Hem bir çekirdeği koruyorlar hem de çekirdeğe karşıtlık taşımayan bir kopuşu yaratıyorlar (25-26). Bkz. Mikro İktidarlar.

Dergiler: (..) dergilerin çoğunun (90’ların başından beri yayınlanan_sekoya) şiir dergisi olmasına karşın şiirin kendi özel gündeminden uzak durmasıydı. Dergiler genellikle şairlerin kişisel ilgi alanları ile ilerliyor (41). Dergilerin büyük bir çoğunluğu şiirsel atılımları tartışmaktan, şiir üzerine düşünmekten uzak duruyor. Ancak bunun yanı sıra “şairin duruşu”, “şair kimliği”, “şiirin gücü” gibi klişe sözler çoktan ortalığı doldurmuş gibi (41).

Dil: Şairin evinin, tüm insanlık gibi, dil olduğu gerçeği özellikle “Milenyum Kuşağı”nda daha baskın biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu kuşağın şiirlerinde “İkinci Yeni”den sonra dile “doğrudan” dönüş yapanların sayısı oldukça fazladır. “İkinci Yeni” sonrası şiirimizde dili yalnızca ifade aracı olarak gören şairlerin baskınlığı, bu kuşak ile erimeye başlamaktadır. Mehmet Öztek, Ömer Şişman, Serkan Işın gibi örnekler ele alındığında açıkça görülebilir ki dil, yeniden “doğrudan” bir malzeme olarak görülmektedir (49). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Özellikle düşüncenin, şiirin daima bir yaşantıdan yola çıkması (bir yaşantıyı kurmak ya da betimlemek açısından) oldukça uzunca bir süre şiiri, yalnızca yaşamın bir taklitçisi ya da yeniden üretim mekanizması konumuna sokmuştur. Oysaki şiirin yalnızca malzemesi olarak görülen “dil”in üzerine girmek de şiirin olanaklarından biridir (73).

Dildeki Özne Kaybı: Birilerinin birilerini gözetlediği programlarda bizi kimin, nasıl ve neden gözetlediğine dair hiçbir sorgulama yapılmazken bizler “içimizdeki röntgenci”yi açığa çıkarıyoruz. Bastırılmış olan, medya sayesinde serbest kalıyor. Elbette bu bir özgürleşmenin yanı sıra bir “korku”yu da beraberinde getiriyor. Bu çağın önemli bir klişesi olarak “biri bizi gözetliyor”, televizyondaki “eğlence”(!) programları için kullanılırken aynı zamanda hayatımızı ele geçiriyor. Reklâmlarda, gazete başlıklarında kullanılan bu klişe bizi korkuya sevk ediyor. Birileri bizi izliyor ama kim o “biri”leri? Birilerini kimseyle özdeşleştiremiyoruz; çünkü dildeki özneler belirsizleşmeye, kaybedilmeye başlandı. Bir reklam sloganı olan “ağzı olan konuşuyor” tümcesi, esir almıştı bizleri bir süre. Aslında bu tümce dildeki özne kaybına, belirsizleştirilmesine en uygun örneklerden biridir. Çünkü hepimizin ağzı var ve hepimiz konuşuyoruz ama ne diyoruz? Aslında “sus” deniliyordu alılmayıcılara (18-19). Bkz. Gençlerin Kendi Çevrelerine Hapis Olması.

Dili Bozmak
: Bir şairin dili yeniden üretmeden dili bozma çabası, kendine ihanettir (18).

Dili Yeniden Üretmek: Bir şairin dili yeniden üretmeden dili bozma çabası, kendine ihanettir (18).

Dilin Melezleşmesi: Reklâmlarda duyulan “majo’lamak”, “skype’lemek” dili melezleştiriyor hatta ve hatta başka bir “şey”e dönüştürmeye başlıyordu. Teknolojinin deformasyonu, dönüşsüz bir biçimde her özneyi etkisi altına alıyordu (18).

Dize Dergisi: Dize dergisi gençleri kucaklamak isteyen tavrını ne yazık ki olumlu bir biçimde kullanamamıştır. Kendi kadrosunu yaratamamaktan şikayet eden derginin, genç çevresinin Soner Demirbaş, Gonca Özmen, Ertan Yılmaz, Özkan Satılmış, İlker İşgören ile kapalı kalması, aslında kadrosunu gayet açık bir biçimde ortaya koymuştur (32).

Dönemselleştirme: Şiir tarihimizde dönemselleştirmelerin genellikle onlu yıllar baz alınarak yapıldığını görüyoruz. Özellikler İkinci Yeni sonrası şiirde hemen hiçbir akıma rastlanmaması, tarihe bağlı bir dönemselleştirmeyi neredeyse zorunlu hale getirmiştir (45). Bkz. Akım.

Dünya yansa yine de İsmet Özel’ci olanlar: Bkz. İsmet Özel.

E Dergisi: E Dergisi (2004 yılı itibarıyla kapandı), genç şairleri “okur mektubu” gibi bir köşede yayımlamaya çalışmış; ancak dergi, genç şairleri hiçbir zaman ciddi bir konu olarak algılamamıştır (32).

Edebiyat ve Eleştiri Dergisi: Edebiyat ve Eleştiri dergisi, özellikle bir dönem Ömer Şişman’da ısrar etse de daha sonra giderek vasat şiirler yayımlamaya başlamıştır. Şişman’ın yanı sıra Ayberk Erkay’ın çalışmaları da dergide okunabiliyordu (31).

Efe Murad: Efe Murad özellikle Fani Atak kitabında sergilediği üzere somut şiire yaslanmıştır. Şair, bu kitabında somut şiir çizgisinde yürümeyi denemiş ancak biraz şiir çalışmış hemen herkesin yapabileceği denemeleri yapmıştır. Yer yer çok iyi şiirlere de imza atmıştır; ancak Efe Murad’ın asıl şiirleri olarak niteleyebileceğimiz şiirleri çok daha sonra yazılmıştır. Fani Atak’taki şiirleri deneysel şiirden de uzaktır. Şair kitabında şiir tarihimizde cılız bir alan olarak görülen somut şiir adına önemli şiirler yazmıştır. Her şeye karşın 17 yaşındaki bir gencin şiir deneyimini böyle bir yapı ile başlatması dikkat çekicidir (28-29).

Şiirlerinde çoğunlukla bütünlük bulmak ciddi bir sorun. Başı sonu olan şiirler henüz yazmayı başaramıyor ama ele aldığı nesneye farklı bakabilen bir algısı var (99)

“Poşet içinde globalleşme” ise en iyi şiirlerinden biri (99).

1987 doğumlu Efe Murad’ın sıklıkla şiirlerinde de görülen Arapça, Farsça ve özellikle Osmanlıca sözcükler kullanmaya çalışması, bu kadar genç bir şairin üstelik verili antolojiden kopmayı öneren bir şairin yazı ve şiirlerinde takma bıyık gibi durmaktadır (29-30). Bkz. Madde Şiir Manifestosu, Gıcır Kâğıt; Adam Sanat Dergisi; Milenyum Kuşağı.

Enis Akın: küçük İskender’in söylemindeki hırçın ses tonu ve Akın’ın yeni bir dil/ifade biçimi arayışı genç şairleri etkilemiştir. Küçük İskender’in şiirinde Edip Cansever, Ece Ayhan, Can Yücel’i eskitme çabası ve Enis Akın’ın şiirinde Turgut Uyar, Ece Ayhan ve İsmet Özel ile hesaplaşma çalışması gençleri etkilemiştir. Bu noktadan geriye doğru bakıldığında gençlerde İkinci Yeni ile ciddi bir hesaplaşmanın varlığı görülebilir (40-41).

Enis Batur: “Majör İktidarlar” arasında çöküşü en çok ses getiren isim ise Enis Batur’dur. Kültürel hegemonyanın en büyük temsilcilerinden olan Batur, Yapı Kredi Yayınları’ndaki görevine son verilmesiyle birlikte çok ciddi biçimde gücünü kaybetti. Zaten Enis Batur’un Türk şiirinde hiçbir zaman söylemsel anlamda bir gücü olmamıştı. Bunun nedeni ise Enis Akın’ın kavramsallaştırması ile Batur şiirindeki “savsızlık”tır. Batur hiçbir zaman yol açıcı, gençlerin ilgiyle okuduğu ya da her kitabının ardından büyük okunurluk oranına ulaşan şair olmadı (22). Bkz. Majör İktidarlar.

Batur’un işine son son verilmesinden hemen sonra Varlık dergisinde hakkında dosya yapılması Batur’un gücünün tamamen tükenmediğinin en açık kanıtıdır. Yine de Enis Batur’un YKY süreci içerisinde yaptığı çalışmaların yalnız Türk şiir dünyası açısından değil Türk kültür hayatı –özellikle toplu yapıtlar konusundaki hassasiyet, verdiği ilanlarla ayakta duran dergiler ve kurduğu ekibin titizliği- bakımından oldukça önemli olduğunu kabul etmek zorundayız (23).

Enver Ercan: “Majör iktidarlar” arasında konumunu korumayı başaran hatta korumak bir yana belki de genişletmeyi başaran tek kişi ise Enver Ercan’dır. Varlık ile elde ettiği gücü, Yasakmeyve ile genişleten Ercan, dergilerinde gözettiği denge politikası ve pek çok şiir ödülünde seçici kurul üyesi olması sayesinde “majör iktidarlar” arasında gücünü en iyi koruyan isim (23).

Ercan Yılmaz: Ercan Yılmaz “yaz odası” başlıklı şiirinde ”arz-endam eyliyor” diyebildi ya da genç şairlerden Özgür Balaban çekinmeden “herkesler”den söz edebildi. Bir şairin dili yeniden üretmeden dili bozma çabası, kendine ihanettir (18).Bkz. Hilmi Yavuz’un Veliahtları; Ada Dergisi.

Eren Safi: Hayata doğrudan müdahale etmeyi öneren bir şiiri var. Hatta bu bağlamda politik bir şiir yazdığını ya da şiirin politik ucunun çok güçlü olduğunu söylemeliyiz. (..) Şiirlerinin büyük çoğunluğu sese dayanıyor. Şiirinde sıkça şiir üzerine düşündüğünü gösteren öğelere yer veriyor. (131). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Ertan Yılmaz: Bkz. Dize Dergisi.

Erdişi: (Alperen Yeşil’in şiir kitabı). Bkz. Alperen Yeşil; Serkan Engin.

Eski Sözcükçülük (Archaism): Bkz. Efe Murad.

Eskitme Deneyimi/Çabası: Bkz. Baki Ayhan T.; küçük İskender.

Esma Toksoy: Bkz. Atlılar Dergisi.

Eylemin Kayboluşu: Tümcede ‘80’li yıllarda başlayan “eylem”in kayboluşu 2000’li yıllarda kendini “özne”nin kayboluşuna bıraktı. Dil giderek soyulup soğana çevrildi (20).

Fani Atak: Bkz. Efe Murad.

Fayrap Dergisi: Fayrap, Atlılar’ın oluşturduğu teorik zemini güçlü bir ele çeviriyor. Özellikle hazırlanan dosyalarda dar görüşlülükten biraz daha kaçınılsa, fayrap oldukça önemli bir şiir üssü haline gelecek (33). Bkz. Atlılar Dergisi.

Ferfecir Dergisi: Ferfecir, yerelin dışına taşmaya çalışmış ancak başarısız olmuştur. Genç olarak öne sürdüklerinin şiirle ilgisinin olmaması bunu kanıtlamaktadır (37).

Fırtınaya Hazırlık: (Baki Ayhan T.’nin şiir kitabı; sekoya). Değişimin olduğu ancak ilerlemeden söz edilemeyecek olan bir kitan olan Fırtınaya Hazırlık, bizi şairin sandığı kadar büyük bir fırtınaya hazırlamamıştır (28). Bkz. Baki Ayhan T.

Geleneğe Eklemlenmek: Bkz. Soylu Yenilikçi Şiir; Baki Ayhan T.

Gençlerin Kendi Çevrelerine Hapis Olması: Bu kuşağın toplumla olan ilişkilerini anlamak için bir girişimde daha bulunursak şunu görebiliriz: Gençlerin “kendi” çevresine hapis olmakla suçlanması, bu çağın en ilginç parametrelerinden biridir. Çünkü özel hayatın çökme noktasına geldiği bir çağda yaşıyoruz. Özel hayatın dokunulmazlığından dem vururken “ailece” oturup pop kültürün türettiği “15 dakikalık şöhret”lerin “çarpık” özel hayatlarını izliyoruz. İstesek de, istemesek de boşanan şarkıcıların, gizlice nişanlanan popçuların ilişkilerini seyre zorlanıyoruz. Birilerinin birilerini gözetlediği programlarda bizi kimin, nasıl ve neden gözetlediğine dair hiçbir sorgulama yapılmazken bizler “içimizdeki röntgenci”yi açığa çıkarıyoruz. Bastırılmış olan, medya sayesinde serbest kalıyor. Elbette bu bir özgürleşmenin yanı sıra bir “korku”yu da beraberinde getiriyor. Bu çağın önemli bir klişesi olarak “biri bizi gözetliyor”, televizyondaki “eğlence”(!) programları için kullanılırken aynı zamanda hayatımızı ele geçiriyor (18-19). Bkz. Dildeki Özne Kaybı.

“Çevre”sizleştirilmiş, çağın iletişim olanaklarının “şiddet”ine maruz kalmış bu kuşağın dil ile ilişkisinin “travmatik” olduğu belirtilmelidir. Çünkü sözlü kültürün günümüzdeki imajlaşma eğilimi, algı biçimlerinin zorunlulukla değişmesini getiriyor (19).

Genco Devrim: Bu isimlere bir de Efe Murad’ın müstear adı olan Genco Devrim eklenebilir. Devrim’in şiir düzlemi Efe Murad’dan ayrışmaktadır. Onun şiirleri “somut şiir”e yakın olarak nitelendirilebilir.

Gençleri Etkileyen Şairler: Özellikle İlhan Berk, Haydar Ergülen, küçük İskender, Enis Akın, İsmet Özel gibi yaşayan şariler ve İkinci Yeni deneyiminin, gençleri etkilediği açıktır (40). Bkz. İlhan Berk.

Gıcır Kağıt: İşin bir başka ilginç yanı da Efe Murad ve Cem Kurtuluş’un “gıcır kağıda” şiir yazmakla suçladıkları “Yenibütün şairleri” gibi “gıcır kağıt”lara şiir yazmalarıdır (28). Bkz. Madde Şiir Manifestosu.

Gonca Özmen: Bkz. Dize Dergisi.

Görsel İş Üretenler: Görsel iş üreten isimlerin yazdıklarına ve söyleşilerine bakıldığında görsel şiirden önce bir Türk şiiri yokmuş gibi davranmaları ciddi bir sorundur (59). Bkz. Görsel Şiir.

Görsel Şiir: “Görsel şiir”in ne türden bir gereksinimin karşılığı olduğunu araştırmak, günümüz şiirinin geçirdiği yapısal değişimi anlama açısından önemli bir adımdır. (..) “Görsel şiir”i, deneysel şiir çatısı altında ele almak gerektiğini daha önce vurgulamıştım (55). Bkz. Zinhar Dergisi; Görsel İş Üretenler.

Gündelik Olana Eğilme: Bkz. Parçalı Ham Manifesto.

Günümüz Şiiri: Günümüz şiirini etkileyen en önemli “ses”, “İkinci Yeni”nin sesidir; ancak bu “ses”, günümüzde aynen devam etmemektedir (41). Bkz. Dergiler.

Günümüzde şiir üzerinde öz-bilincin arttığı değil, şair üzerinde öz-bilincin yükseldiği söylenebilir (53). Bzk. Milenyum Kuşağı.

Hakan Aslanbenzer: Bkz. Atlılar Dergisi.

Hasan Bülent Kahraman: Yazmaya eleştiri ile başlayıp şimdilerde daha çok politika üzerine kalem oynatması, sanıyorum ki Kahraman’ı varlığı kabul edilen ama hep unutulan bir kör noktaya oturttu. Kahraman, Türk şiirinde yönlendirici, belirleyici bir güç olmadı; ancak şiir üzerine kaleme aldıkları takip edilen ve referans gösterilen bir isim oldu (24).

Haydar Ergülen: Ergülen ise gençler arasında ’80 kuşağından en çok okuna şairdir. Ergülen’in söylemindeki “çarpıcı deyişler”in genç şairi etkilemesi, genç şairin okura yaklaşma çabasının bir tezahürü gibi görünüyor (40).

Hece Dergisi: Hece, Merdiven gibi dergiler ise ideolojik duruşlarını bir kenara koymadan, şiiri ideolojik baskının ötesinde algılamıştır. Bu iki dergiden özellikle Hece’nin “1980’den Günümüze Şiirimizin Eğilimleri ve Sorunları I-II” (120 ve 122. sayılar) başlıklı dosyası, konuya tek boyutlu değil çok açılı bir bakış sunmayı denedi (32).

Hesaplaşma: Bkz. Enis Akın.

Heves Dergisi: Gençlerde ısrar eden dergi, aynı zamanda genç şiirin izleyicisi olmaya çalışmıştır. Bu bağlamda Heves, genç eleştiriye de yol açmaya çalışmıştır. Şiir tarihini yerinden oynatıp başka bir kulvara oturtmaya çalışan bu çaba, aslında oldukça ağır bir taşın altına elini sokmak demektir. Ayrıca Heves, Türk şiirinde yükselen şiir kamplaşmasının üslerinden birisi olma rolünü üstlenmiştir (36).

Hilmi Yavuz: “Majör iktidarlar” arasında kendi sonuna balıklama atlayan tek isim Hilmi Yavuz’dur. Her ne kadar Şiirim Gibi Yaşadım başlıklı nehir söyleşi kitabında Ahmet Oktay’ı yol açıcı olmamakla eleştirse de Yavuz’un yol açıcılığının da bir tıkanma politikası olduğu zamanla ortaya çıkmıştır (21).

“Majör İktidarlar” arasında en sessiz biçimde çöken Yavuz’un ürettiği şairlik nosyonu, kapitalist dünya düzeni içerisinde romantik bir özne olarak şair mitini dondurmanın dışında hiçbir biçimde gerçekliğe temas etmiyor. Her kitabında şiire ait bir sorunu çözümlemeyi denediği savlanan Hilmi Yavuz’un “saflaşma serüveni”nin her durağında bir halefinin önünü tıkadığı da zamanla ortaya çıkacaktır (21-22). Bkz. Şiirim Gibi Yaşadım; Romantik Bir Özne Olarak Şair; Hilmi Yavuz’un Veliahtları; Can Bahadır Yüce.

Yavuz’un geleneği sahiplenmesi bu yolda giden genç şairleri etkilemiştir (40).

Hilmi Yavuz’un Veliahtları: Hilmi Yavuz’un veliahtlığına oynayan genç şairler, arkaik bir dile özlem duyuyordu. Ercan Yılmaz “yaz odası” başlıklı şiirinde “arz-endam eyliyor” diyebildi ya da yine genç şairlerden Özgür Balaban çekinmeden “herkesler”den söz edebildi. Bir şairin dili yeniden üretmeden dili bozma çabası, kendine ihanettir (18).

Yavuz’un ardından gelen Ercan Yılmaz, Alphan Akgül, Can Bahadır Yüce ve V. B. Bayrıl gibi isimlerin yayımlama oranlarındaki düşüş, şiir adına rafineleşme çabasını değil bir tür şiirsel tıkanmayı göstermektedir. Bu şairler arasında en özgünü olan V. B. Bayrıl’ın bile şiirindeki Hilmi Yavuz etkisi, şairin şiirinin önünü tıkamıştır (21).

Yavuz’un 70. yaş kutlamaları ile ilgili olarak Can Bahadır Yüce, V. B. Bayrıl ve Yavuz’un aynı masada buluştuğu bir konuşmada Şiirim Gibi Yaşadım kitabındaki “asistçi”si Can Bahadır Yüce’nin hemen yanı başında Bayrıl’ın “bayrağı devraldığı”nı açıklaması Yavuz açısından “tarihin sonunu” ifade ediyordu (22). Bkz. Hilmi Yavuz; Can Bahadır Yüce; V. B. Bayrıl; Gençleri Etkileyen Şairler.

Homeros Şiir Ödülü: 2005’te şiir inceleme ödülü verip bir sonraki yıl da yalnızca tek bir onur ödülü verilmesi Homeros Şiir Ödülü’nün henüz karakterini bulamadığını gösterir (39). Bkz. Ödül Kurumu.

Hürriyet Gösteri Dergisi: Hürriyet Gösteri şiir konusundaki tutumunu sürdürdü. “Az ama öz” formülasyonlarının ne kadar isabetli olduğu halen tartışmaya açık (35).

İçimizdeki Röntgenci: Bkz. Gençlerin Kendi Çevrelerine Hapis Olması; Dildeki Özne Kaybı.

İkinci Yeni: Bkz. Günümüz Şiiri.

İktidar Talebi: Ne bir biçimde görülebiliyor ki “şiirin sona erdiği”ni, “edebiyatın gücünü ve değerini bilen son kuşak” olduğunu savlayanlar, açıkça edebiyatta ve özelde ise şiirde iktidar talep ediyorlar. Kendinden sonraki kuşaklarla böylesine güvensiz bir ilişki kuran edebiyatçıların çoğunun, “genç”leri okumadan “benzer şiirler yazılıyor” türünden “benzer”(!) tümceler kurması da kendilerini son/tek hakikat” ilan etmeleri ile paralel görünmektedir (46). Bkz. Bireyselleşme; Majör İktidarlar.

İle Dergisi: ;le dergisi ise gençleri, yalnızca açtığı köşede ağırladı (35).

İletişim Olanaklarının Şiddeti: “Çevre”sizleştirilmiş, çağın iletişim olanaklarının “şiddet”ine maruz kalmış bu kuşağın dil ile ilişkisinin “taravmatik” olduğu belirtilmelidir. Çünkü sözlü kültürün günümüzdeki imajlaşma eğilimi, algı biçimlerinin zorunlulukla değişmesini getiriyor (19).

İlhan Berk: Berk’in arayışları, Madrigaller ile yaptığı tek dizelik vurucu anlamlar, genç şairin peşinde olduğu anlatım biçimini etkilemiştir (40). Bkz. Gençleri Etkileyen Şairler.

İlker İşgören: Bzk. Dize Dergisi.

İmgeci Düzlem: Bkz. İmgeci Toplumcu Şiir Manifestosu; Serkan Engin.

İmgeci Toplumcu Şiir Manifestosu: Son dönemin en başarısız manifesto deneyimi ise Serkan Engin tarafından ortaya atılan İmgeci Toplumcu Şiir Manifestosu’dur. Beş madde ile sınırlandırılmış bu bildiri, ne yazık ki manifesto sınırında değerlendirilemez bile. Yine de genel olarak Poetik önerisine bakarsak burada varolan edebiyat dünyasına klasik bir bakışı, çok yeniymiş gibi sunmaya ve toplumcu şiiri imgeci düzlemde birleştirmeye çalışan bir şiir önerisi görebiliriz. Bu öneri, tek kişilik bir manifesto olması nedeniyle değil, altının doldurulmamış olması nedeniyle başarısız olmuştur (30).

İmgeci Toplumcu Şiir Manifestosu yalnızca Şiir Ülkesi, Bireylikler gibi dergilerde yansıma bulmuş ve şiirlerine yer verilmiştir (30). Bkz. Serkan Engin.

İmgeler Öykü Dergisi: Bkz. Kum Öykü Dergisi.

İmlasız Dergisi: İmlasız (ve sonrasındaki tek sayılık Post-İmlasız) dergisi, şiir dünyasına Volkan Şenkal ve Şakir Özüdoğru gibi iki ismi önermişti; ancak bu isimler de devamlılık sağlayamamıştır (32).

İsmet Özel: “Majör iktidarlar” arasında provakatif söyleme en çok başvuran isim ise İsmet Özel’dir. Özel’in erkini özel yapan ise görünür değil gizil bir iktidar biçimini benimsemesi olmuştur. Görünür olmamayı tercih etmemesi, onun pek çok açıdan daha az aşınmasını sağlar (23).

“Dünya yansa yine de İsmet Özel’ci olanlar” dışında ve İsmet Özel denen morfinin etkisine kapılmış sadık okurları dışında çok fazla okurunu kaybeden şairin, gizil bir iktidar olmayı tercih etmiş olması ve güçlü şiir yazması “İsmet Özel etkisi” denebilecek türden özel bir etkiyi sürdürmesini sağlıyor (23). Bkz. Majör İktidarlar; Gençleri Etkileyen Şairler.

İsviçre Hastanesi Ödülü: İsviçre Hastanesi Ödülü gençlere kucak açan tavrını, onların kitaplaşması yolunda da harcayarak olumlu bir imaj çizmiştir (39). Bkz. Ödül Kurumu.

Kadın Şair/Şair Kadın: “2000 Kuşağı”nda dikkati çeken bir olguyu ortaya koymak istiyorum. “2000 Kuşağı”nda dikkati çeken özelliklerden biri “kadın şair/şair kadın” sayısının artmasıdır. Bu sayının artışının sosyo-ekonomik ve tarihsel nedenleri başka bir eleştiri çalışmasının, edebiyat toplumbiliminin işidir; ancak bu artışın, şiire yansımasının olumlu olduğunu söylemek gereklidir. Öneli olanın cinsiyet değil şiirin niteliği olduğunu düşündüğümüzde kadın şairlerin, sosyal bir genişleme alanı olarak “toplumun kadınlık algısını” içeriden ve dışarıdan yansıtan ürünler verdiğini görebiliriz. Nilay Özer, Hayriye Ünal, Esma Toksoy, Aslı Serin, Zeynep Arkan, Serap Erdoğan, Betül Dünder, Petek İrdam, Esra Elönü, Fatma Çolak, Eren Aysan, Esra Kocaman, Gonca Özmen, Hilal Karahan, Melek Arslanbenzer, Nigar Okyay, Özlem Sezer, Ayşe Sevim, Yaprak Öz, Deniz Tuncel, Betül Yazıcı, Zeynep Köylü –devamlılık gösteremeyen- Ela Akalın, -henüz yazdıklarına şiir diyemeyeceğimiz yine de kapıları zorlayan- Emine Mutlu ve –dikkatimi çeken- Emel Güz gibi isimler odağa alınarak ciddi bir çalışma yapılmasının sanırım zamanı geldi de geçiyor (38). Bkz. 2000’ler Kuşağı.

Kesinlikli Dil: Özellikle reklâmlar yolu ile günümüz öznelerine “kesinlikli bir dil” dayatıldı. Tümcede ‘80’li yıllarda başlayan “özne”nin kayboluşu 2000’li yıllarda kendini “özne”nin kayboluşuna bıraktı. Dil giderek soyulup soğana çevrildi (20).

Kitap-lık Dergisi: Kitap-lık Dergisi ise genç şaire yer verme konusunda tutucu olmayarak pek çok genci dergi sayfalarında barındırmaya çalıştı. Dosyalarda da genç isimlerin yazılarına yer vermeleri, Poetik yazı konusunda tutuk olan günümüz şiiri açısından önemli bir işti (32).

Klişe/Klişe Sorunu: Şiirde her kuşak kendi klişesini yaratır (51). Bkz. Ödül Kurumu; Milenyum Kuşağı.

Kum Öykü Dergisi: Kum Öykü ve İmgeler Öykü dergileri, konuk tür olarak şiiri ağırladılar ve gençlere söz vermeye tenezzül bile etmediler; çünkü onlara göre, şiir deyince yalnızca ustalar meydanda olmalıydı… (34-35).

küçük İskender: küçük İskender’in söylemindeki hırçın ses tonu ve Akın’ın yeni bir dil/ifade biçimi arayışı genç şairleri etkilemiştir. Küçük İskender’in şiirinde Edip Cansever, Ece Ayhan, Can Yücel’i eskitme çabası ve Enis Akın’ın şiirinde Turgut Uyar, Ece Ayhan ve İsmet Özel ile hesaplaşma çalışması gençleri etkilemiştir. Bu noktadan geriye doğru bakıldığında gençlerde İkinci Yeni ile ciddi bir hesaplaşmanın varlığı görülebilir (40-41). Bkz. Adam Sanat; Gençleri Etkileyen Şairler.

Kül Dergisi: Yıllıklara şiir vermemek gibi kararları olan, iyi şiirler yayımlayan, tutarlı çizgisinden her sayı daha da uzaklaştı (34).

Lacivert Dergisi
: Ankara’da çıkan Lacivert dergisi ise ortalamanın altında görünmektedir (33).

Lale Müldür: Bkz. Oda Dergisi.

Lirik Şiir: Bkz. Cem Kurtuluş.

Madde Şiir Manifestosu: Bu manifesto, şiir adına yüksek öngörülerle ortaya çıkmış ve şiir tarihini yeni bir yol kullanarak okumayı önermiştir. Ancak şairlerinin şiirleri konusunda yeterince açımlayıcı olamamıştır. Burada amaçlanan ile yapılan arasında bir fark olduğunu söylemek gerekiyor. Çünkü söz konusu manifesto, felsefi açıdan yanılgılarla ve yanlış çıkarımlarla doludur. “Madde, madde…” diyerek ortada dolanan şairlerin bir tane madde şiiri yazdıkları görülmemiştir (28).

Madde şairlerinin, madde manifestosunun reddedebileceklerini düşünüyorum. Madde döneminden kurtulmanın Efe Murad ve Cem Kurtuluş’u daha özgürleştireceği inancındayım. Burada reddetme olarak öngördüğüm değişimin aslında ismen değil daha çok içerik anlamında bir eylem olduğunu not düşmeliyim (29). Bkz. Efe Murad; Cem Kurtuluş; Gıcır Kağıt.

Madrigaller: Bkz. İlhan Berk.

Majo’lamak: Bkz. Dilin Melezleşmesi.

Majör İktidarlar: Türk edebiyatı açısından vurgulanması gereken nokta, “major iktidarlar”ın üreticiliğinden çok “saf bir dışarı” nosyonuna izin vermeyecek kadar kapsamlı bir yapıda olmasıdır. Birinin iktidarının uzanamadığı yere uzlaşmalı olarak olmasa da hemen bir diğeri yetişmektedir. Bu anlamda direniş noktalarının varlığı olanaksız hale gelmiş gibi görünse de “major iktidarlar” arasındaki çekişme ve farklar üzerinden hareketlenme olanaklı olabilmektedir. Günümüz Türk edebiyatında başkaldırı olanaklarının önündeki tıkanıklığın açılması, “majör iktidarlar”ın güç kaybetmeye başlaması ile gerçekleşmemiştir; ancak asıl neden, bu “majör iktidarlar”ın güç kaybetmesi değil (..) “mikro iktidarlar”ın sayısındaki hızlı artıştır (20-21). Bkz. Enis Batur; Enver Ercan; Hasan Bülent Kahraman; Hilmi Yavuz; İsmet Özel; Mehmet H. Doğan; Mikro İktidarlar; Şiir ve Çağımızın Teknik Olanakları; Deneysel Şiir; İktidar Talebi.

Manifestolar: Bkz. Madde Şiir Manifestosu; Sonsuzluk ve Bir Gün; Soylu Yenilikçi Şiir; Şiiri Özlüyorum Dergisi.

Mehmet Erte: Şiirinin ilk döneminde İsmet Özel etkisi çok fazlaydı. Kendi sesini bulmaya başladı. (..). Şiirinde dize, genellikle en önemli birim (127). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Mehmet H. Doğan: Türkçe şiir geleneği içerisindeki yerini özellikle hazırladığı yıllıklar aracılığı ile sağlamlaştıran Mehmet H. Doğan “majör iktidarlar” arasında en hızlı geri çekilmeyi yaşayandır. Yaşının ilerlemesi ile birlikte şiire uzaklaşması, gençleri takip etmek konusunda süreklilik sağlayamaması ve yıllık hazırlamaktan YKY Şiir Yıllığı 2004’ten sonra vazgeçmesi Doğan’ın şiir alanındaki iktidarının gücünde ciddi bir azalmaya neden oldu. Bu nedenler arasında sanıyorum ki en güçlüsü yıllık hazırlamayı bırakmasıdır (21). Bkz. Majör İktidarlar.

Mehmet Öztek: Şiirsel söylemin dışında olduğu düşünülenleri, kolayca şiirsel söylem içine çekebiliyor. Şiirinde ben öğesi fazlaca öne çıkıyor. (..). “Ben Google Değilim” şiirinde ise kendinden yola çıkarak çağının insanına ve çağına dair rahatsızlıklarını ustaca koyuyor. Bunun yanı sıra söz konusu şiirinde gündelik yaşamımıza bir enformasyon bombası olarak yerini almış bir racın bilgi sunma biçimini, şiirin bilgi sunma biçimi ile çarpıştırıyor /135). Bkz. Milenyum Kuşağı; Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri.

Merdiven Dergisi: Bkz. Hece Dergisi.

Mikro İktidarlar: Çağımızın teknik olanaklarının yarattığı fırsatlar sayesinde eskiden olduğu gibi herkes şiir yayımlamak için belli dergilerin kapısını aşındırmak zorunda değil. Artık dergilere kapısından giremeyen isimler surlardan atlama yolunu seçip şiir yayımlamak için web siteleri, bloglar, kendi dergilerini kuruyorlar. Çağın teknik olanakları, ucuzlayarak ulaşılabilirliği arttıkça ve kullanım alanları genişledikçe “majör iktidarlar”dan onay bekleme süreci hem kısaldı hem de ortadan kalmaya başladı. Ucundan başlayarak yanan bir ip gibi kendini yok eden bu süreç –ipin uzunluğu sebebiyle- “majör iktidarlar’ın tamamen ortadan kalkmasına değil “mikro iktidarlar”ın yaratılması sürecine kapı açtı (24-25). Bkz. Majör İktidarlar; Şiir ve Çağımızın Teknik Olanakları; Deneysel Şiir.

“Majör iktidarlar”ın güç kaybı, Türk şiirinde şiirsel kamplaşmaların ve “mikro iktidarlar”ın sayısındaki artışa neden oldu. Bu sürecin başat ürünü sayılabilecek asıl sonucu 2000’li yılların başında Türk şiirindeki deneysel çabaların yükselişi oldu(25).

Milenyum Kuşağı: “Milenyum” kavramını özellikle, çağımızın ruhundaki değişmeyi işaret etmek için kullanıyorum. Bilgisayardan iletişim teknolojilerine kadar hemen her şeyin çepeçevre özneleri sardığı, her saniye pek çok alanda küreselleşmenin hızlandığı, “11 Eylül” olgusu sonrası “korku” kavramının değiştiği, toplumsal hoşgörünün farklı bir zemine kaydığı, bilgiden çok enformasyonun öne çıktığı bir dönemi işaret etmesi anlamında vurguluyorum (46). Yalnızca Türk şiirinde camlara taş atmaktan çekinmeyen, günümüz şiirinin “genç” isimlerinden, kendisi ile yakın dönemde doğmuş şiir yazan pek çok kişiden yazdıkları ile ayrışan şairlerden söz ediyorum (47).

Bu şairlerin bir arada anılabilmesini sağlayan ideolojileri, gelenekle olan ilişkileri, edebi tavırları değildir, onları aynı parantez içerisine alınabilmelerini sağlayan “dil”dir. Çünkü bir şair, kendisini, ideolojiyle değil, “dil” ile var eder (49).

“Milenyum Kuşağı”nın hayat algısının, klişelerden daha uzakta olduğu ve geleneğin klişe deyişlerinden uzak durmaya çalıştığı görülebilir. “Milenyum Kuşağı”nın en önemli araçlarından biri de kültür tarihi tarafından üretilen klişelerdir. Bu klişeleri farklı bağlamlarda yeniden üreterek, bozarak, onların körleştirici etkisini ortaya koymaya çalışarak şiir tarihindeki klişeleri sorgulamayı deniyor (47-48).

Bu kuşağın, araştırarak şiir yazması Turgut Uyar’ın deyişi ile “acemilik”leri açısından oldukça önemli. Araştırmanın ötesinde bazen elini kapalı bir kutuya sokarak içinden ne çıkacağını bilmeden yazacak kadar cesur deneyişlere rastlanıyor. (…) Ustaca(!), kalıplaşmış formülasyonlardan uzak durmaları onların ortak özelliklerinden biri olarak öne çıkıyor (50).

Günümüz genç şairlerinde öne çıkan bir başka önemli özellik de şimdiye kadar “şiirsel alanın dışında” damgası yemiş pek çok malzemeyi şiirsel alanın içine dahil edebilmeleridir. Bu anlamda Efe Murad, Mehmet Öztek, Ömer Şişman şiirlerine bakılabilir. (..) bu kuşağın şiiri kutsallaştırmadığını ancak değerden de düşürmediklerini görebiliyoruz (50). Bkz. Günümüz Şiiri; Ses; Öznenin Kayboluşu; Dil; Politik Eğilim.

Mor Taka Dergisi: Ada’nın içinden kopup gelen Mor Taka dergisi de benzer bir yolu izledi. Verili isimlerle hareket etmeyi tercih etti. Bu yeni dergilerin kendi gençlerini ortaya çıkarmaması ise gayet doğaldı. Ortada şiir, kuram ve dergicilik adına böyle ciddi sorunlar varken…(34). Bkz. Ada Dergisi.

Mükemmeliyet Talepleri: Parçalı Ham Manifesto.

Müstear: Bkz. Barış Özgür; Genco Devrim.

Nikbinlik Dergisi: Şiiri ideolojik duruşun ötesinde algılamayı başaramayan (..) Nikbinlik dergisidir (32).

Nilay Özer: Şiirleri duyguya yaslanan bir şair. Kavramın tam da işaret ettiği bir biçimde lirik şiir yazıyor. (..). Öfke dozajını artırsa, dilini biraz daha serbest bırakabilse çok daha iyi şiirler yazabilir. (..). Şiirinde hataya düşmekten korkan, işte tam da bu nedenle hataya düşen bir şair. Tüm bunların yanı sıra kentli öznenin şiirini yazıyor denilebilir. Bu açıdan İkinci Yeni ile çok kuvvetli bağları var (139). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Nüzhet Erman Ödülü: Nüzhet Erman Ödülü ise kapısını gençlere açmıştır; ancak bu gençlere açış, Poetik başarıdan çok coğrafi bir konumlanmaya göre olmuştur (40). Bkz. Ödül Kurumu.

Oda Dergisi: Oda dergisi gençlerle ilgilenmesine karşın Lale Müldür gibi “tanınmak üzerinden tartışılmak” isteyen isimlerle de söyleşiler yaparak ilkesizlik gösterdi. Bir okul dergisinden daha fazlasını beklediğim için belki de hata bendedir (37).

Onur Caymaz: Bkz. Adam Sanat Dergisi.

Orhan Murat Arıburnu Ödülü: Orhan Murat Arıburnu Ödülü, gençlerin izindeki tavrından ödün vermemeye çalışmıştır (39-40). Bkz. Ödül Kurumu.

Ödül Delisi: Bkz. Ödül Kurumu.

Ödül Kurumu: Edebiyat dünyasında ödül kurumunun iki temel amacı vardır. Bunlardan ilki, belli bir yaşa gelmiş yaşlı ve değerli şairlerin taçlandırılmasıdır. Diğeri ve bizim nesnemiz açısından çok daha önemli olanı ise genç şairlerin belirginleştirilmesidir. Bu belirginleştirme işlemi ise doğru isimlere doğru ödülleri vermekle olur. Genç şairi ödül delisi yapmak; babayla yatağa girmenin suç sayılmadığı bir edebiyat dünyasında yaşanabilecek bir şeydir (38).

Bir türlü tartışılmayan “kurumsallaşma” sorunumuz var. Ödüllerin “kafa-kol” ilişkileri sonucunda verildiğini söylemek, haklılık payı olsa da artık bizi arkasına saklayamayacak kadar aşınmış bir klişe (39).

Ömer Şişman: Klişeleri deforme etmeye dayalı bir şiiri var. Kanımca Türk şiirinin son on yılındaki en iyi ilk kitaplarından birine imza attı. Bunun yanı sıra kitap adıyla, kitap oldukça tutarlı. Hatanın verimlerini araştırıyor (…) Şiirinde alışılagelmiş deyişleri bozuyor ve yeniden kuruyor. Dilin iç yapısını kırmaya çalışıyor. Kalıplaşmış deyişlerin kendi içinde taşıdıkları hiyerarşik yapıyı alt üst ediyor (115). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Özkan Satılmış: Bkz. Dize Dergisi.

Özgür Balaban: Bkz. Ercan Yılmaz.

Özgür Edebiyat Dergisi: Özgür Edebiyat dergisi ise bir tür “80 kuşağı algısı”ndan konuşmaya çalışıyor. Yine de buna karşın söz konusu derginin “genç şair”lere yönelmesi ve şiir alanında kapılarını biraz daha genişletmesi durumunda önemli bir cephe daha açabilir (35).

Öznenin Kayboluşu: Tümcede ‘80’li yıllarda başlayan “eylem”in kayboluşu 2000’li yıllarda kendini “özne”nin kayboluşuna bıraktı. Dil giderek soyulup soğana çevrildi (20). Bkz. Dildeki Özne Kaybı.

Milenyum Kuşağı”ndaki şairlere baktığımızda ürünlerinde “konuşan bir özne” yaratmaktan uzak durduklarını görüyoruz (51). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Parçalı Ham Manifesto: Dönemin son manifestosu (..). Kanımca Güntan’ın manifestosu, öteki manifestolara oranla şiir tarihini en derinden kavramış olanıdır. Ayrıca söylemsel açıdan diğer manifestolardaki “çağrı tonu”, Güntan’da bir “itiraz bayrağı”na dönüşmüş gibi görünmektedir. Ayrıca Güntan’ın manifestosu diğer manifestolardaki kavramsallıktan uzaklaşmayı denemektedir (..). Güntan’ın manifestosu “gündelik olana eğilme” talebi bakımından diğer manifestolardan, hatta bu konuya büyük önem atfeden “madde manifestosu”ndan bile ayrışmaktadır. Bir başka önemli fark da Parçalı Ham’ın “mükemmeliyet” talepleri karşısında takındığı tutumdur (30-31). Bkz. Madde Şiir Manifestosu.

Patika Dergisi: Patika dergisindeki yığmacı tutum, dergide şiir bulmayı olanaksız hale gelmiştir (36).

Plastik duyarlılıkların Şiiri: Bkz. ’80 Kuşağı.

Politik Eğilim: Milenyum Kuşağı hakkındaki temel yanılgılardan biri de bu şairlerin “politik eğilimlerini belirsizleştirmeyi tercih ettiği” savıdır. Söz konusu şairlerin şiirleri tek tek ayrıntılı bir biçimde incelendiğinde görülebilir ki özellikle genç kuşakta şiirin politik bir eylem biçimi olarak görüldüğü pek çok mecra var (48). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Post-İmlasız Dergisi: Bkz. İmlasız Dergisi.

Poşet İçinde Globalleşme: Bkz. Efe Murad.

Provakatif Söylem: Bkz. İsmet Özel.

Ramis Dara: Bkz. Akatalpa Dergisi.

Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü: Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü her yıl birbirinden farklı şairlere “özel”, “jüri” derken pek çok ödül dağıtmakta ve kendi poetikasını belirleyememiş bir tavır sergilemektedir (39). Bkz. Ödül Kurumu.

Romantik Bir Özne Olarak Şair: “Majör İktidarlar” arasında en sessiz biçimde çöken Yavuz’un ürettiği şairlik nosyonu, kapitalist dünya düzeni içerisinde romantik bir özne olarak şair mitini dondurmanın dışında hiçbir biçimde gerçekliğe temas etmiyor (21): Bkz. Hilmi Yavuz.

Savsızlık: Bkz. Enis Batur.

Selahattin Yolgiden: Bkz. Adam Sanat Dergisi: .

Serkan Engin: Serkan Engin, yazdıklarını klasik imgeci düzlemden kurtaramamış ve ciddi bir ilerleme gösterememiştir. O, kimi genç şairleri başkalarının sürdürücüsü olmakla suçlarken (ki gerçekten Alperen Yeşil’in Erdişi kitabında şiire rastlamak çok zordur!) kendisi izlediği imgeci düzlemde hiçbir yeni adım atmamıştır. Bu tıkanıklığın yolunu açmak için kapı aramamıştır (30). Bkz. İmgeci Toplumcu Şiir Manifestosu.

Serkan Işın: Şiirinin değişken bir yapısı olduğu için karakteristiği hakkında çok net yargılar ortaya koymak olanaklı değil. Yine de şiirlerine bakıldığında onun kendi kuşağı içerisinde bir duruşa sahip olduğunu görmemek olanaksız (143). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Ses/Şiirde Ses: Bu kuşakta ses, artık tarihi adına ceset haline gelmiş kafiyelere prim verilecek sözcük ya da dize tekrarına dayandırılarak öne çıkmamaktadır. Tam tersine 2000 kuşağı içerisinde yer alan ancak şiirleriyle onlarda ayrışan “Milenyum Kuşağı” şairleri, sesi, şiiri kurucu bir araç olarak görmüş, yeri geldiğinde şiirde ses adına zorlamalara gitmiştir. Burada bütünü gözeten bir sesten, Christopher Caudwell’in sözünü ettiği “şiirin kolektif yapısını güçlendiren” bir öğe olarak söz ediyoruz (49-50). Bkz. Milenyum Kuşağı.

Sınırda Dergisi: Sınırda dergisi derdinin şiir ya da edebiyat olmadığını ilk sayısında belli etmiştir (33).

Sincan İstasyonu Dergisi: Sincan İstasyonu şiir üzerine kaplamlı düşünen dergilerden değil belki sayfa sayısının da etkisi var bunda; ancak dergide yayımlanan yazıların çoğunun artık içi boşalmış (“Az Yazmak”, “Şair olmak” vb.) konulara yeni bir bakış açısı sunmadan yazılmış yazılar olması derginin en önemli sorunu (35).

Skype’lemek: Bkz. Dilin Melezleşmesi.

Somut Şiir: Bkz. Efe Murad.

Soner Demirbaş: Bkz. Dize Dergisi.

Sonsuzluk ve Bir Gün: Sonsuzluk ve Bir Gün dergisi, gencini bıraktım şiiri bile ne olarak algıladığı meçhul bir dergi olarak varoldu. Yayımladığı sert(!) manifestonun ardından yayımladığı şiirlerin büyük bir çoğunluğu manifestoyu yazan kişi ile dergiyi hazırlayan kişinin aynı olmadığı kanısını yarattı (33).

Sözcükler Dergisi
: Sözcükler Dergisi Adam Sanat dergisinin devamı niteliğinde bir ilk sayı hazırladı. “Edebiyatın insani bir değer olduğunun bilincindeki belki de son kuşağız.” Diyecek kadar “genç şiir” ve “genç şair”den habersiz, edebiyatı yalnızca sözcüklere indirgeyen bir editörden de sanırım fazlasını beklemek haksızlık olur (35).

Spor Sayfası Dili: ‘80’li yıllar ile başlayan “spor sayfası dili”, giderek hayatın her anında karşımıza çıkmaya başladı. Sözün düşüşü ile sözün patlaması eşzamanlı olarak hayatımızdaki yerini aldı (18).

Soylu Yenilikçi Şiir: Temel olarak geleneğin içinden çıkartılmış bir forma ve dizeye indirgenmiş yapıda hareket eden bu şiir anlayışı, sözcük fetişizmine de kaçmıştır. (..) Sözcükleri soylu ve soysuz gibi içeriksiz tanımlamaların altına sokmaya çalışan bu manifesto, biçime tutsak kaldığı için de eleştirilebilir (27). Bkz. Baki Ayhan T.

Sözcük Fetişizmi: Bkz. Soylu Yenilikçi Şiir.

Sözün Düşüşü: Bkz. Spor Sayfası Dili.

Sözün Patlaması: Bkz. Spor Sayfası Dili.

Sunullah Arısoy Ödülü: Sunullah Arısoy, Ş. Avni Ölez gibi şiir ödül kurumlarının artık gençlerle ve şiirle pek işinin kalmadığı bir gerçektir (40). Bkz. Ödül Kurumu.

Ş. Avni Ölez Ödülü: Bkz. Sunullah Arısoy Ödülü.

Şair Olmanın Rantı: Şair olmanın rantının bu kadar fazla olduğu bir zaman dilimi daha olmamıştır sanırım. Gelişen bilgisayar teknolojileri hesaba katılarak kimi internet sitelerinde –bu sıfatın belli bir ücret karşılığında alındığını baştan belirteyim- “yetkili şair” tanımlaması ile rant elde etmeye çalışan, gerçek edebiyatla hiçbir şekilde ilgisi olmayan metin üreticilerinin türediği ve şiirin kapitalizme daha çok hizmet etmeye bağladığı çağımızda şiirin ayakta durmasının giderek güçleştiği unutulmamalı (..) “İyi” ile “vasat” birbirine karışmaya başlıyor (48).

Şakir Özüdoğru: Bkz. İmlasız Dergisi.

Şarapya Dergisi: (..) İkinci dönemde, yalnız şiire yönelmiş ve özellikle gençlerin şiirlerini yayımlamıştır (36).

Şeref Birsel: Bkz. Şiir Ülkesi Dergisi.

Şiir Tıkandı: Bkz. Bireysellik.

Şiir Ülkesi Dergisi: Şiir ülkesi dergisi ise sanırım yıllar sonra geri gelmiş olmasının, şiir ortamını biraz geriden takip etmesinin etkisiyle gençlerin nabzını tutamadı ve kendi ideolojik belirlenimleri çerçevesinde, kötü şiirler de yayımladı. Şeref Birsel’in dümene geçtiği iki sayıda dergi gençleşmeye çalışsa da belli bir çevreye kapalı kalmış gibiydi (34).

Şiir ve Çağımızın Teknik Olanakları: Çağımızın teknik olanaklarının yarattığı fırsatlar sayesinde eskiden olduğu gibi herkes şiir yayımlamak için belli dergilerin kapısını aşındırmak zorunda değil. Artık dergilere kapısından giremeyen isimler surlardan atlama yolunu seçip şiir yayımlamak için web siteleri, bloglar, kendi dergilerini kuruyorlar. Çağın teknik olanakları, ucuzlayarak ulaşılabilirliği arttıkça ve kullanım alanları genişledikçe “majör iktidarlar”dan onay bekleme süreci hem kısaldı hem de ortadan kalmaya başladı.(24). Bkz. Majör İktidarlar; Mikro İktidarlar.

Şiir Yazıcısı: Bkz. Ada Dergisi.

Şiir Yıllığı: Bkz. Mehmet H. Doğan; Kül Dergisi.

Şiirde Bütünlük: Bkz. Buluşa Dayandırılan Şiir.

Şiiri Kutsallaştırmak: Bkz. Milenyum Kuşağı.

Şiiri Özlüyorum Dergisi: Şiiri Özlüyorum dergisi de monarşist bir dergi olmuştur. İşin daha kötü yanı, iktidara oynamak için her yolu denemiş /bunun için bir manifestoya imza atmak da vardır) ama başarısız olmuştur (37).

Şiirim Gibi Yaşadım: Şiirim Gibi Yaşadım başlıklı nehir söyleşi kitabı ile 70. yaşını taçlandırmayı planlayan, öldükten sonra arkasından yazılacak yazılar konusunda uyarılarını haleflerine teslim eden Yavuz’un kitabı büyük bir pazarlama hatasına kurban gitmiştir. Pek çok şair hakkındaki eleştirilerini yazmak yerine söyleşi içerisinde dile getiren Yavuz’un kitabını sattıracak bütün polemik unsurlarını kitabının tanıtımında kullanması, Şiirim Gibi Yaşadım’ın satış grafiğini yerle bir etti (22). Bkz. Hilmi Yavuz; Hilmi Yavuz’un Veliahtları.

Şiirin Kendi Özel Gündemi: Bkz. Dergiler.

Şiirsel Alanın Dışı: Bkz. Milenyum Kuşağı.

Şiirsel Kamplaşmalar: Bkz. Mikro İktidarlar; Majör İktidarlar.

Teknik Olanaklar ve Şiir: Bkz. Şiir ve Çağımızın Teknik Olanakları.

Tarihin Sonu: Bkz. Hilmi Yavuz’un Veliahtları.

Teknolojinin Deformasyonu: Bkz. Dilin Melezleşmesi.

Toplumcu Şiir: Bkz. İmgeci Toplumcu Şiir Manifestosu.

Tüketim Nesnesi: Kendilerini göstermenin yolunu, ustasının elini öpmekte arayanlar, kendi kişilikleriyle değil başkalarının kanatları altında hareket etmeye çalıştılar. Bu da pek çok dergiyi ve şairi tüketim nesnesi yaptı (36).

Ücra Dergisi: Ücra dergisi adından aldığı gücü doğru kullanmak için mücadele sergilemiş ancak poetikası doğrultusunda kim yazarsa yazsın kayıtsız şartsız derginin sayfalarını açmış ve kendini yaralamıştır. Şiir yolculuğunun Ücra’nın amaçları ile yakından uzaktan ilgisi olmayan Aziz Kemal Hızaroğlu’nun bile bu dergide somut şiir yayımlaması, şiir yayımlamak için artık girilmedik kılık bırakmayan şairlerin bu işi ne getirdiklerinin kanıtı olmuştur. Yine de Ücra’dan çıkan Barış Özgür (baranesmer müstear adıyla da şiirleri yayımlandı.) halen şiir adına cılız da olsa bir ışık barındırmaktadır (32).

Üç Nokta Dergisi
: Üç Nokta dergisinde pek çok genç isme orta yaştaki şairlerin yanında yer veriliyor. Bu konuda Üç Nokta, olduğundan biraz daha cesur davranırsa “genç şiir” adınayeni bir cephe açılabilir. Bu derginin halen bir genç şair çıkaramamış olması ise hanesine bir eksi yazdırıyor (35).

Ünlem Dergisi
: İzmir’de çıkan bir başka dergi Ünlem ise dergi kimliğine bürünmekte bile güçlük çekmiş, genç şairden bihaber, yalnızca İzmir çevresinde yaşayan gençleri içine alan bir görünümü izlemiştir (32-33).

Varlık Dergisi: Edebiyat dünyamızın en köklü dergisi olan Varlık, “Yeni İmzalar” köşesinden pek çok genç şair çıkarmıştır. Bu köşede görülen pek çok kişi zamanla adını duyurmuştur ; ancak dergi sayfalarında gençlere çok daha az yer ayrılmıştır (31). Bkz. Enis Batur.

Verili Antoloji: Bkz. Efe Murad.

Vural Bahadır Bayrıl
: V. B. Bayrıl’ın (..) şiirindeki Hilmi Yavuz etkisi, şairin şiirinin önünü tıkamıştır (21). Bkz. Hilmi Yavuz; Hilmi Yavuz’un Veliahtları

Volkan Şenkal: Bkz. İmlasız Dergisi.

Web Siteleri: Bkz. Şiir ve Çağımızın Teknik Olanakları; Mikro İktidarlar.

Yabancılaşma: Uyum duygusuna dair bir krizi yansıttığı ya da anlaşamazlığı ortaya koyacak bir zemin olarak anlaşıldığı sürece yabancılaşmayı desteklediğim bile söylenebilir (51).

Yapı Kredi Yayınları: Bkz. Enis Batur.

Yasakmeyve: Yasakmeyve dergisi ise gençlere sayfalarını daha çok açmıştır (31). Bkz. Enver Ercan.

Yaşam-Şiir: Bkz. Dil.

Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri: Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri ise halen en seçkin ödül konumunu korumaktadır. Yine de Mehmet Öztek ile Alperen Yeşil’e aynı anda ödül verilmesi kanımca anlaşılabilir değildir. Yeşil’in kitabındaki metinsilere şiir demek için sanırım kırk şahit getirmek yetmeyecektir (39). Bkz. Ödül Kurumu; Alperen Yeşil.

Yazılıkaya Dergisi: Yazılıkaya dergisi, hacmi nedeniyle maça daha baştan başlıyor. Üstelik ’80 kuşağının ikinci sınıf şairlerine dosya yaparak okurun potansiyel ilgisini de toprağa gömüyor (35).

Yeni Bütüncü Şiir Deneyişi: “Yeni Bütüncü” şiir deneyişinin de ortadan kalkması, artık şiirimizde akımların önem kaybettiğinin açık bir göstergesidir (45).

Yeni İmzalar: Bkz. Varlık.

Yeni Toplumcu Gerçekçilik: Bkz. Ali Özgür Özkarcı.

Yetkili Şair: Bkz. Şair Olmanın Rantı.

Yol Açıcılık: Bkz. Hilmi Yavuz.

Yom Sanat Dergisi: Yom Sanat dergisi (Ocak 2005 sayısından sonra kapandı.) özellikle Adana, Şanlıurfa ve civarındaki genç şairlerin atılımı için iyi bir mekan oluşturmuştur.

Zinhar Dergisi: Zinhar ise kendi ağını örme çalışmasını avangardizme kurban vermiş görünüyor. Türk şiirinin pek alışık olmadığı bir görsel şiir deneyiminin üssü olma çalışması, derginin kendi kuramsal temellerini sürekli olarak yurtdışında araması ile aslında kendisine zarar verdi. Yine de bu noktada Zinhar’ı projesi olan dergiler safında değerlendirmek gerekiyor (36-37).

(*) Bu sözlükçe Utku Özmakas’ın Şiirimizde Milenyum Kuşağı, Pan/heves kitaplığı, 1. Baskı, Temmuz 2008 adlı kitabından alıntılanarak hazırlanmıştır.

Bir cevap yazın