OUT DADA ERROR: Serkan Işın’ın Poetika Sözlüğü

OUT DADA ERROR:
Serkan Işın’ın Poetika Sözlüğü (*)
 
“Modernizmin simge ve kod üretimi olduğu, bir üretim biçimi olduğu akıldan çıkmadan, yeni simgeler ve kodları şiire katmadan,  saçmalamadan ve “Out dada error?” hatalarını görmeden şiir yazılamaz, birbirimizi kandırmayalım, vebali büyüktür…” (Tüğün)
 

Alışveriş Merkezinin Poetikası: Kelimelerle şiir yazan şair / poetika ise bunun karşısında, hayatın kendisini umutla saplantı hâline getirmiş ve alışveriş merkezinin poetikasının gerisinde kalmış, kozmopolit bir maymundur (15)(**). Bkz. Kelimelerle Yazılan Şiir; Şiir Beklemediğimiz Yerlerden Gelmekte.

Bakmak-Görmek: Bakmak eksik bir deneyimdir, görmek ise bu deneyimi olabildiğince az ertelemek, sonuna kadar bakılan şey ile aradaki mesafeyi şey yönüne doğru kısaltmak ve deneyim yönünde uzatmak demektir ki bu da hazdır. Sonuçta modernin göz ile ilgili deneyimi de budur. O şeye uzaktan bakmak ya da bakmanın yollarını aramaktır (22).

Basılı Kültür Şiiri: Basılı Kültür Şiiri, liriğin ve epiğin hiçbir sözlüğe gerek kalmadan ya da tamamen “neoloji”ler yolu ile üretilmiş ve kendi-için hâli olarak şiirin gövdesi olan şiirdir ( 49). Bkz. Sözlü ve Yazılı Kültür; Görsel Şiir.

Ben: Ben, zaman içinde durağan değildir ve eğer yaşam, biraz zamanla ilgili bir kurgu ise, bu tasarımın bir yerinde ben de özünde “ben”in gizil gücünü taşıyarak değişecektir; ama hep “ben” olarak kalacaktır. Burada ben ketum bir bireyciliğin diğerlerini hiçe sayan yapısı değil, farklı olmanın, vatandaş kimliği altında bile farklı olmanın göstergesidir. Bu ben, İsmet Özel’i doğurabilmiştir ve Turgut Uyar’ın büyük kente yolculuğu, İsmet Özel’de o beni haykırır. Bu bendir ki şairi diğer benlerden senlerden avaz avaz ayırır (78, 79). Bkz. Ben-İsyan.

“Ben” sakatlanmış ve bir o kadar da saf dışı bırakılmış bir zamirdir (82).

Ben-İsyan: Diğerini tanımak için, karşılıklı tanımak için, benin bir şeyleri ister hâle gelmesi gerekmektedir. Öyleyse söylem, özellikle isyan söylemi, basitçe isteyen benin isteğinin ifadesi ve onun diğerlerine (sen, o, onlar) iletilmesidir. Bir mesajlaşma işlemidir, bağlamların zaman-dışı tutulduğu bir işlem olarak isyan, şiirin ya da şairin yegâne bildirisidir (79).

Bin Dokuz Yüz Doksan Sonrası Şiir: 1990’lardan sonra, özellikle “iyi şiirin” “kötü şiiri” kovacağını düşünen birçok kuşak büyük bir yanılgıya uğradı. Kendilerini merkeze ve merkezin değerlendirme gücüne ve yetkisine sahip gördüklerinden belki, muğlâk ve her şeyi “tüketim” amacı ile önümüze sunmaktan çekinmeyen popüler kültür araçlarını pek dikkate almadılar belki (123). Bkz. Eleştirmenimiz ve Şiirde Tercih.

Commucication, Ortaklanma: Bkz. Sözlü ve Yazılı Kültür.

Dıranas’ın Dehası: Dıranas’ın dehası belki de fizik ötesi bir ürpermeye (cezbe) göz atmak, bundan korkmamak ve ona kendisini teslim etme cüretinde yatmaktadır (51).

Dıranas, bir şey yapmıştır, bir şeyleri “daha” çıkarmıştır. Aşk, pişmanlık, çiçekler, bahar, yaz, mevsimler, bildik görüntüler arasındaki enerjilerin hepsi çıkacakken bir başka şey daha çıkar bu domurmuş; ama hesaplı ritmden: “Sen” (52).
Edebiyat Şebekesi: 1. Masaüstü yayıncılıkta kullanabileceğiz ücretsiz bir yazılım:Örneğin Open Office Türkçe; 2. Kendi okur kitlenize ulaşmanızı ve onların da size ulaşmasını sağlayacak bir web sitesi; Örneğin www.blogcu.com; 3. Yazarlarınızın işlerini, şiirlerini, fikirlerini sunabileceğiniz bir dergi formatı; Örneğin a4 boyutunda bir kâğıt. 4. İletişimi başlatmak için kullanabileceğiniz bir posta kutusu adresi: PTT’den alınabilir. 5. Yayınlarınızı çoğaltmak için bir fotokopici ya da ucuz bir yazıcı. Örneğin Lexmark serisi ya da Xerox; 6. Yayınlarınızın maliyetini karşılamak için okurdan istenecek destek; Örneğin pul parası, zarf parası vb. gibi toplu olarak ve bir kerede.
Özetle bütün bunlar, bir edebiyat şebekesi oluşturmanız ve bunu yerel olarak devam ettirmeniz için yeterli şeylerdir (151, 152). Bkz. Küçükbaş Yayıncılık.

Eleştirmenimiz ve Şiirde Tercih: Kocaman camileri, devasa kümbetleri vs. dikebilen mimari zekânın yerini alan şey, eleştirmeye ve manipüle edilmeye o kadar açıktır ki. 90 sonrası edebiyatının bunu “gönül yarası” ya da ”yürek yarası” olarak taşıdığını gördüğümde, artık sanat ile gerçeklik arasında herhangi bir bağın kurulabileceğinden o kadar kuşkuluydum ki ya neo-epikte karar kılacaktım ya da lirik şiirin en ağdalı kanonlarını “şaheser” diye okurlara satacaktım, poz vermekten de çekinmeyerek. Eleştirmenimiz o kadar acizdir ki entropik bir yayılışın izlerini gösteren Tini bir türlü soluyamaz, her şey parçadır çünkü ya da kimlikler fazla katıdır (9,10).

Epik Şiir, Şair: Bkz. Sözlü ve Yazılı Kültür

Estetik Olanın Yarılması: Xerox fotokopi makinesi ile 1900’dan önce tanıştım. Kırtasiyelerin o eski püskü makinelerinden birinde harika “gürültülü kâğıtlar” görmüştüm. Bunlar aşırı yanmış ekmek gibiydiler. Makine eskidiği için artık “mükemmel kopyalar” üretemiyordu. Kendisine verdiğiniz –örneğin daktilo edilmiş şiirlerin- orijinalleri, kendi hataları ile işaretliyordu. İlk dönem ödevi kapağımın, bu yıpranmışlık etkisi ile mükemmelleştiğini gördüğümde, benim için “estetik” alan çoktan yarılmıştı (5).

Bir yanıt yazın