Deli Defteri 9. Sayı

deli defteri 9. sayı

bir 9 kasım faciasından sonra bütün galatasaraylıların yüreklerine buzlu kola serpecek 9. sayımızla huzurlarınızdayız. biz geçen sayıyı kıvanç’la ve halit’le takdim edince, boran, orhan ve dahi önal, cumhur ve sezen topluca dergiyi ziyaret ederek "biz darıldık efendim, küsüz biz" dediler. hiç olur mu diyerek ve şeker ikram ederek uğurladık onları. bu nedenle borcumuz odur ki; 9. sayımızı boran’la, orhan’la ve sezen’in yanında getirdiği diğer arkadaşlarıyla sunuyoruz.

bu ay neler olduğuna göz atacak olursak karşımıza kocaman dudakları ve aşınmış ayakkabılarıyla kenyamerikalı, zayıf ve delişmen mizaçlı obama çıkar. zaten son bir yıldır obama aşağı obama yukarı bir hâl olmuştuk. zamanı geldi, adam geçti oturdu. artık hepimiz siyahiyiz. olmasak da mecburuz yani. peki bu yeni durum dünyaya neler getirecek? beyaz badanalı evde dans partileri ve başkanın kızlarının köpeklerinden başka bir yenilik beklemiyorum sayın okur. bu arada kaybeden beyaz saçlı yaşlı kovboy’un şöyle demesini isterdim "son dakikaya kadar mücadelemizi sürdürdük, top bizi sevmedi, olmayınca olmuyor… artık önümüzdeki maçlara bakacağız" demedi tabi böyle bir şey.

konuyu toptan açmışken fenerbahçe’nin (4-1 kere maşallah) galatasaray’ı yenmesine değinmeden olmaz diye düşünüyorum. 9 yıldır anadolu yakasında fener’e galibiyeti olmayan galatasaray’ın yaralarını çabuk sarmasını diliyorum çünkü biliyorsunuz ki cimbom kötü olunca milli takım da kötü oluyor.

bir şiir ve son istiklâl savaşı çınarı ahirete göçtü bu ay. her ikisine de allah’tan rahmet diliyor, yaşı en az o göçenler kadar olan ama efendi efendi kenarda ıhlamurunu içmesi gerekirken rağmen rahat durmayıp kalbini test etmeye çalışan kimseyiüzmeyenadam’ın da daha fazla toplumsal infiale yol açmadan kontrol altına alınmasını talep ediyorum. istiyorum. umuyorum.

bu sayıda neler var peki? iki yeni yazar var: biri mert özen diğeri ise adem celep. mert özen, "sabit mucit kaşifoğlu’nun son icadı" adlı öyküsüyle başlıyor deli defteri macerasına. şunu iletti ayrıca: "maksat türk mizahı kazansın" adem celep, "incegör salsa" ile kokuşmuş ve eprimiş bir gençlik modelini tasvir ediyor. "ortam oğlanları" adem’in deli defterinde irdelediği ilk konu.

duygu t., masallarına devam ediyor. ama bu masallar uyutmayan türden. uyutmak ne kelime, kahkahayı mideden alıp bir patlama halinde ( hımss… blopaahhhaha…) piyasaya çıkaran masallar bunlar. 9. sayıda masalımızın adı "külkedisi (sindirella) ve cam pabuçların aşk ve sadakat dolu hikayesi" sabriye kerebiç, "claudia solis’in günlüğü"nü kamuoyuna sunuyor. dünyanın en şişman adamı ile evlenmek üzere olan bir kadının yarı feryatsal yarı meczupsal iç seslerini okuyacaksınız. amerikalı yazar george s. kaufman, erkekleri kadınların yerine koyuyor bu sayıdaki kısa oyunuyla. eski bir filmde olduğu gibi: tersine dünya. oyunun adı "erkekler, kadınlar gibi kâğıt oynarsa" hayri vaka, ölüm üzerine bir hikaye yazdı bu sefer. hem ölüm hem de aile kurumu üzerine. tabi bir de lokum üzerine. ölemeyen adamın bir gün boyunca başına gelenler (çok sıradan ve çok sıra dışı) "ölüm ve lokum" ü okurken sakın leblebi yemeyin. burnunuzdan çıkarsa karışmayız. arka kapakta gene can sever var. "9 kasım şiiri" kasımsal ve hüzünsel ve gene gene muzip bir şiir. şiirin muzipi mi olurmuş? hem de nasıl olur.

kasım sayısı vatana millete hayırlı olsun efendim. haydi bakalım, atmosferde çok azot varmış diyorlar, azıcık da kahkaha olsun fena mı?

Bir cevap yazın