Ergin Günçe’nin Şiir Irmağı

ERGİN GÜNÇE’NİN ŞİİR IRMAĞI(*)
 
"Aklımla ben birbirimizi oynatıyoruz

Tarlam yağmura, esintiye, deliliğe açıktır"
 

İlk bakışta çağrışım düzeyinde bir şiir olarak ortaya çıkıyor Ergin Günçe’nin şiiri. Yukarıdaki iki dizenin uyardığı yansılar da " kolay kolay ulaşılamayacak pırıltılı bir zekânın, engin bir hayal gücünün " işaretlerini veriyor, Ülkü Tamer’in söylemiyle. Gencölmek ve Türkiye Kadar Bir Çiçek’teki şiirler, mezkur dizeler gibi daha nicesinin kapsandığı, sözün akışkan damarının somutlandığı kavşaklar.

 

Bir ruh temizliğinin kitabı olarak vasıflandırılıyor Gencölmek; taptaze, lirik ve koygun bir duyarlığın. Duygu ve düşünceler farklı katmanlardan gelip, tek bir safhada bütünlüklü bir yeğniliğe ulaşabiliyor. Hüznün, sevincin ve ironinin iç içe tek bir kanaldan yansıması gibi, zengin ve renkli bir şiir olarak biçimleniyor. Ölüm, çocukluk, doğa gibi temaların vazgeçilmez unsurlar olması, bunların kendinden olmasını, tasarlanmamış olmasını engellemiyor. Kurma ve yapay bir alana yönelme zorundalığı taşımıyor Ergin Günçe. Şiirinin çekim gücünü belki de bu pazarlıksız saflıktan kazanıyor. Özellikle doğa, hayvan betimlemeleri ve çocukluk, Ergin Günçe Şiiri’nin deşifre edilmeye olanak tanınmayan spesifik alanın içeriğini genişletiyor. Şiir toplamına bütünlüğüne bakıldığında, neredeyse birer laytmotif olma özelliğine bürünen çocuk, at, kuş, çiçek, tabanca, ağaç, tüfek gibi yüzeysel algılamaya açık sözcükler kapalı anlam katları oluşturabiliyor. Bunu dönemin ( İkinci Yeni) şiirine eklemlenmede kendiliğinden ortaya çıkan anlam sorunlarıyla ilişkilendirmek yanıltıcı olabilir. Monolog ve deformasyonlardan hoşlanmayan ancak geleneksel ve ussal sınırlar dışında konulan tamlamalar, tümce içine doğru genişleyen heterojen yapı, kurulan dize yapısının kapalı anlamlar içeriyor olması İkinci Yeni’nin genel özellikleriyle yer yer akrabalık, zaman zaman da kopukluk olarak ortaya çıkan özellikleri Ergin Günçe Şiiri’nin.

Daha önce de değinildiği gibi iç konuşmaları çağrışım düzeyinde bir şiir olarak ortaya çıkıyor. Şiire özgü kişisel yetkinlik ve donanım Ergin Günçe için burada da belirleyici bir özellik oluşturuyor. Adnan Özyalçıner’in ifadesiyle: "Şiir birikimi çok olan bir şair". Ve bu birikimi, yüzünü şiirin kendi içindeki organik bütünlüğünden çevirmek adına kullanmıyor şair.

 

Ergin Günçe’nin şiir ırmağında çocuğu, çocukluğu bireysel olarak algılamaktansa yüzü topluma dönük çoğul bir kırılganlığın işaretleri olarak görmek daha belirleyici görünüyor. Çocuklar İçin Faşizm ve benzer örneklerde genelde içten içe yer ye de belirgin olarak vuzuha çıkan protestocu söylem aynı saflığın akarında mündemiç, sindirilmiş olarak da şiiri hırpalamadan   görünürlük kazanıyor. Sözcüklerle münasebetinde slogana asla yer vermiyor.

 

Nilgün Marmara, Dağlarca, Anday, Metin Eloğlu, Sabri Altınel, Salah Birsel gibi farklı şiir anlayışından, sözcükleri son kertesinde özgün kullanabilen şairler gibi bir dil beğenisine sahip olmakla birlikte İkinci Yeni’nin gerçeküstü ögelerle yapılandırdığı dil ve dize örgüsüne olan yakınlığyla da modern şiirin kalburüstü örneklerini veriyor.

 

Ancak şiirinin sağlam geometrisi, yumuşak ve sade söyleyişiyle İkinci Yeni’nin savruk dize ve dil düzeneğine mesafeli kalıp Yeni Şiir’in ardıllarından biri olmak gibi bir ikinciliği de benimsemiyor… Durumlarla, duyumlarla açılım kazanıyor Ergin Günçe şiiri. Bir kıpırtıyı, aynı ölçekte has şiirin esaslı izlerini duyumsatarak örneklendiriyor. Eylemin kör, içi boşaltılmış yanlarını değil hayatın içinde duran, devinen kökünü, akışını tasvir ediyor. Şairin imge yoğun söyleyişi nostaljiyi bu dolayımla duyguyu ağlak bir geçmiş tapıncından kurtarıp naif bir görüntüye de kavuşturuyor. "İşte durumlar böyle ey kandil simitleri/ bir değirmen bugünler kalbimi öğütürüm/ serentiler kurarım ömrümü kuruturum/ haritamda denizlerin yerleri değişiktir." 

 

Sezai Karakoç’un "kırık bir Verlaine var" deyip, Cemal Süreya’nın "Bir savaşçı değil de eski bir uygarlık gibi konuşmak" sözleriyle tanımladığı tam da bu dingin ruh olsa gerek. Şiirdeki metafizik noksanlık bu noktada yoğun simge gücüyle gideriliyor. Tekrar doğa, çocuk, ölüm üçgeninden hareket edecek olursak üslup olarak da Ergin Günçe kendindenliği bir ada olma kıvamına taşıyor. Eskiyle bağını koparmış olmak bir tarafa, sözcük seçiminde yerelliği de reddediyor. Bilinçaltına eğilimli, ritme ayarlı bir tarz sunuyor şiirinin genelinde.

 

Örneklendirecek olursak: "Öğüt sen de bu acıyı kalbim ıssız kaldıkça/ Ölümleri, ağıtları biriktiren kumbara"; "Kuşlarımız ürkütüyor tüfeklerini/ Hiç çiçek ve çocuk olmamış o adamların"; "İyi çalkantılar sana bozkırdaki Rüzgar/ İyi martılar sana uzaktaki deniz/ İyi boğulmalar size derin duygularımız"; "Özentisiz bir umudun intiharı oldular/ boynu vurulmuş kuşak, tuzağa düşürülmüş delikanlılık" gibi karamsarlık, ironi ve direncin bir arada bulunduğu daha nice seçkin dize ve ayrıcalıklı metafor aynı duyarlıktan yansıyor.

 

Tamamının ortak özelliğiyse, özetle şairin özgün kaleminden çıkmış, imbikten süzülmüşçesine duru olmaları. Bu bütünlüklü kimya (simya da olabilir) baştan sona bağdaşık bir inşanın çatısını oluşturuyor.

 

Çocukluğu koparılmış bir çiçek, ölümü gömütlükte açan güller, doğayı tek başınalığın sığınağı, hayatı upuzun ve hüzünlü bir gülümseyiş gibi betimliyor şair.

 

Çünkü sağlı sollu bir şiir vadisini andırıyor Türkiye Kadar Bir Çiçek’teki şiirler. Ortasından Ergin Günçe ırmağının geçtiği…

 

"Hepimiz el ele tutuşmalıyız

Korkmadan yürüyebilmek için gecenin ötesine

Güneş nasıl olsa doğacaktır
Horozlar ötmeye başlar başlamaz."
 

 
(*) Şiiri Özlüyorum mayıs 2005 sayısında yayınlandı.

 

One thought on “Ergin Günçe’nin Şiir Irmağı

Bir Cevap Yazın