Kertenkele Dergisi- 10. Sayı

önsöz ve içsöz’üne, merhaba babında bir ilksöz olarak kertenkele edebiyat ve düşünce dergisi şunları söylüyor; atılan adımların ilkinden başlayarak bir içdökümü yapmak, derginin tarih cetvelini ortaya koymak adına çeteleleri nasıl tuttuğumuzun bilgisini verecektir. ilk altı sayısıyla trabzon ve ordu’da soluk alan kertenkele, bu dönemde gençliğin ve dinamikliğin vermiş olduğu kıvraklıkla oldukça hızlı bir yol alış yaşadı. tanpınar’ın da dikkatle üzerinde durduğu amatör ruhun can verdiği ilk altı sayı belki de küllenmiş olan dergi tarihinde bir kor olma özelliğini yaşattı. profesyonel olmak detayları gözden kaçırtıyor insanoğluna yani artık taşlar yerine oturuyor ve sarsıntılar için oturup uzun süre beklemek gerekiyor. uzun süre beklemeden sarsıla sarsıla onuncu sayının eşiğine gelirken ilk altı sayıda kertenkele dergisinin yanıbaşında yüreği çarpan ve şu anda “söz” ile işaret etmek istediğimiz bu geniş coğrafyanın çeşitli yerlerinde bulunan cümle dostlara selam ederek hepsi için rıza diliyoruz. üç yıl aradan sonra ikibinbeş haziranında yedinci sayısıyla yeniden çıkmaya başlayan dergi yine aynı ruha sadık kalarak ve sadık kalanlarla birlikte “söz”ün artık olgunlaşıp düşüncenin dallarını ağırlaştırması gerektiği kanaatiyle yoluna devam etmektedir. daha emin ve yönü belli olan adımlarla yürüyen bu yol’un davet ve teklifi mütevazı tesbitiyle yanlış ve yanlış anlaşılacak olanın imza edilmeyeceği söylenmişken derginin insan dergisi vasfını bir hayvan isminden istiare etmesi okuyucuya bir şakanın sürekli izahının yapılmakta olduğu izlenimini vermesi kaçınılmazdır. ilk altı sayıda bu şakayı ciddiye almak, kertenkele’yi çıkararak kertenkele’yi çıkarmayı öğrenmek ve hayatta kalarak yaşamak ile ulaştığı onuncu sayısı, dergi çalışmanın ağırlığını ve sorumluluğunu bize bir nebze de olsa yaşatmıştır. fani işlerden olan bu çaba bir katreye dahil olabilirse deryaya veya deryada müdahil olmak hayal olmasa gerektir. bütün mesele nedir ve ne yapmalı sorularına makul bir cevap bulmak olsaydı işimiz daha kolay olacak değildi. dergilerin çıkış cümlesi oldu kim bilir kaç kez değerli müteffekkirimiz cemil meriç’in sözü. ancak sadece edebiyat ortamı ile mukayyet olmayan dergi hareketlerinin istisnalar hariç büyük bir bölümü kalelerin birer birer düştüğüne kanıttır. muhafızlar kutsal olarak bakılması gereken “söz” diyarını terk edip esir olmuşlardır düşünemeyip düşündürtülmeye. fikir zapt u rapt altındadır zira doğunun düşünce mayasına su katılmak istenmiştir ve bu topraklar kuru bir gebeliğin sancılarıyla kıvranmaktadır. cemil meriç’in “özgür” yerine “hür” (hürr: esir olmayan, karışanı görüşeni olmayan, serbest) kelimesini seçmesi oldukça manidardır. yazık ki artık herkes özgürdür başkalarının yaftaladığı bir kavramın anlam dairesi içerisinde çokça özgürdür. şimdi düşen kalelere hürr fikriyatı hatırlatmak için bayrak çekme vaktidir kale duvarlarının muhafızları kertenkelelerdir… kertenkele, onuncu sayısında kendini muhatap sayanlara şöyle seslenecek; fatih nehri, “zaman” adlı şiiriyle “ seni kağıtla ölçeriz/ ölçeriz saatle” diyor. osman köker, ismet özel’in on iki yıl evvel marmara fm’de yapmış olduğu söyleşilerden aldığı kayıtların bir bölümünü sunuyor. murat gündoğan’ın, demokrasi safsatasının, reklam diliyle insanları tüketime nasıl mecbur bıraktığını anlatan yazısını bundan böyle reklam gördüğünüz her yerde zihninize atılan bir neşter gibi taşıyarak okuyacaksınız. muhammet eroğlu, “ içi ruh dolu bir çarşı-ııı” şiiriyle “aklınızın tuttuğu kalbinize sormadığınızdır/ tellerin, karların ve rüzgarların arasından okuyun ozanı/ şehir olmayan ne varsa onunla, orada alışkanlık biriktirmeyin/ tutunduğunuz yer hayat olmasın siz genç baylar için/ yaşlıları anımsayın üzerlerinden alın tahtanın hesabını/ yönelin derin anlamına cehennemin” diyor. taner namlı, sezai karakoç’un “ateş dansı-ıı” şiirine bir tahlil denemesinde bulunuyor. mehmet raşit, sezai karakoç düşüncesine özgün bir bakış açısıyla yaklaştığı yazısında “medeniyet” kavramının özüne inmeye çalışıyor. adnan duran’ı, “eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz”(59/21) ayetine yeni bir cür’et olarak tanımladığı tavrıyla bulunduğu yaklaşımını okuyoruz. mustafa ijaz, kitab-ı ijaz’ın “ürpermeler” bölümünde “sevindirdi beni. yumuldum ürperdim dizlerim ağaç dalları gibi sürgünledi kendini. karnımda kitaplarla dolaştım, satır satır kelime yedim doydum, yetindim, bu sevindirdi beni” diyor. fatih kanter, elif şafak’ın şimdilerde “baba ve piç” romanının reklamı dönüyor olsa da kendini en iyi ortaya koyduğunu düşündüğümüz kitabı olan “araf” romanında “ben yada kendilik değerleri” üzerine yazıyor muhammed hüküm’ü, cengiz aytmatov’un “beyaz gemi” romanındaki “mümin” karakteri üzerinden, bir kahramanın insan zihnindeki yokoluşuyla gerçek ve yalan sınırının ortadan kalkışı problemini irdelediği yazısıyla okuyoruz. ali celep, “kar altında bir gece yürüyüşü” şiirinde “kim bu bulunamayan selanik sularında/ utancından saçlarını uzatıp geceleri” diyor. tahir karaç, “görece bir bilgi teorisinin imkan(sızlık)ları” adlı felsefi denemesiyle “öznesiz (bilen taraf), nesnesiz (bilinen taraf) ve akt’sız (düşünme, algılama, idrak etme vs.) bilgi olabilir mi? nedir bilgi? ya da özne kim? nesne düşünsel zeminin neresine oturmaktadır? birinin diğeriyle ilişkisi nasıl okunabilir? birini diğerine yedirmek insaf sınırları içerisinde mütalaa edilebilir mi?” diyerek felsefenin işi olan soru sormaya vurgu yapıyor. mustafa köneçoğlu, “karakutu yazıları” adlı yazısıyla dergide yer alıyor. murat tuzcu, “tebbet” şiiriyle “pazarlar dolusu saydam bir ülkenin/ elinden tutan kimlerdir” diyor. mustafa tanrıkulu, “hikâyede ritmik oluşum anlatıcı, bakış açısı, bakış açısının alt boyutlarına ait bir örnek uygulama” adlı yazısında mustafa kutlu’nun “bu böyledir” hikayesini inceliyor. selçuk küpçük “arabesk’in varoluşu bizim yani yerli çocukların varoluş mücadelesidir” yazısıyla yerli yani bizden bir duruş sergiliyor. mustafa ayyıldız, “kapkıner ve kaplan’ın birer şiirinde farklı intihar esintileri” yazısıyla iki şairimizin şiirleri karşılaştırılarak intihar imgeleri yönü inceleniyor. murat solgun, “6:45 pentegram” şiirleriyle üçüncü sayıda da devam ederek şiirde uzun soluk ve ironik bir yaklaşım sergiliyor. dünyaya “yok” penceresinden el sallayarak: “hani nerde turdaki levhaların eskisi/devletin kıyısına iliştirildi insan/devlet devlet olalı platon’a tepkisi/rahibin yutturduklarını keklikler gibi din san!” diyor. tahsin sami, “not defterinden” yazılarıyla bu sayıda da devam ederek serin bir not bırakıyor aklımızın duvarlarına. emre şimşek, “modernisyan” şiirinde “dilenciyim,/ hazinesi safra kesesinde saklı…” diyor. gülece özdemir, “nietzsche okumaları” yazısında ünlü feylesof’un dünya görüşüne özgün bir bakışla yaklaşıyor. mehmet batar, “ol’günlüğü” ile bu sayıda da yerini alıyor. muammer yavaş, “bir atlı rübai” şiiriyle “tanrı gözün tanıyan yalvaç o/ yaşayan her anıdan daha dişi/ bir şarkı dinleyen ekmeğinde” diyor. mustafa ijaz, “modern ahlâk felsefesinde epistemik zemin etüdü” yazısıyla önceki sayıdan devam ediyor. şermin hüküm, “nazan bekiroğlu isim ile ateş arasında” adlı yazısında nazan bekiroğlu’nun, dini düşüncenin özgün bir tavırla yerini aldığı “isimle ateş arasında” romanının istisna olması hasebiyle, cumhuriyet sonrası roman kavramına eleştirel bir bakış sunarak “din” düşüncesinin işlenmesinden kaçan kalemlere yaklaşmaya çalışıyor ve bunun sebepleri üzerinde duruyor.. işaret edebildiğimiz kadar varolabiliriz “hakikat”te…. selametle göze ve kalbe… sahibi: faham hacıvelioğlu genel yayın yönetmeni: muammer yavaş editör: şermin hüküm yayın danışmanları: murat solgun muhammet eroğlu yazışma adresi: p.k.3 fatsa / ordu posta çeki hes.:1415020 (muammer yavaş) iletişim: 0 505 573 32 71 0 0533 476 37 73 e-mail: kertenkeledergisi@gmail.com web: kertenkeledergisi.com

Bir Cevap Yazın